İnsanlara Teşekkür Etmeyen Allah’a da Şükretmez
İslam dininde şükür, Allah’ın nimetlerine karşı minnet ve taat ile karşılık verme hali olarak tanımlanır. Bu kutsal vazife, hem Allah Teâlâ’ya karşı kulluk borcunu yerine getirmeyi hem de insanlar arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir zeminde yürümesini sağlamayı hedefler. Nitekim, birçok nas ve ilmihal kitabında şükrün önemi üzerinde durulmuş, hatta “insanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez” düsturu birçok âlim tarafından aktarılmıştır. Bu düsturun temelinde, Allah’ın kullarına bahşettiği nimetlerin birer vesile ile kendilerine ulaştığı gerçeği yatmaktadır. Bu bağlamda, bu makalede, insanlara karşı minnettarlığın Allah’a şükrün ayrılmaz bir parçası olduğuna dair sahih hadisler incelenecek ve ilgili ayetlerle desteklenerek konunun ilmî ve ahlaki boyutları ele alınacaktır.
Hadis-i Şerifler ve Kuran Ayetleri
Konuya ışık tutan en önemli hadislerden biri, Allah Resûlü (s.a.v.)’in şu buyruğudur:
“İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.” (Tirmizî, Birr 58; Ahmed b. Hanbel, IV, 375)
Bu hadis, Tirmizî’nin “el-Câmiu’s-sahîh”inde, “Kitâbü’l-Birri ve’s-Sıla”sının “İyilik yapanlara teşekkür etmek” babında yer almaktadır. Hadisin ravileri arasında Enes b. Mâlik (r.a.) gibi Allah Resûlü’nün önde gelen sahabelerinden birinin bulunması, hadisin sıhhati açısından önemlidir. Ahmed b. Hanbel’in “Müsned”inde de farklı senedlerle rivayet edilen bu hadis, alimler tarafından genellikle sahih kabul edilmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de de bu duruma işaret eden pek çok ayet mevcuttur. Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Siz Bana şükredin, Ben de size (verdiğim nimetleri) artırıp çoğaltayım.” (İbrahim Suresi, 7)
Bu ayet, şükrün, nimeti celbeden bir vasıta olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bir başka ayette ise Allah, Lut kavminin helakinin sebebini zikrederken şöyle buyurur:
“Doğrusu Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.” (Neml Suresi, 73)
Bu ayet, insanların nankörlüğünün Allah’ın lütfunu gölgeleyebileceğine dikkat çekmektedir. Ayrıca, Allah Teâlâ’nın nimetlerini insanın kendi gücüyle elde etmediği, aksine ilahi bir lütuf olduğu gerçeği de pek çok ayette vurgulanır. Bu nedenle, nimetin kaynağını unutmamak ve bu kaynağa karşı şükran hissi beslemek, dinimizin temel esaslarındandır.
Hadisin Şerhi ve Açıklaması
“İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez” hadis-i şerifi, hem ahlaki hem de dinî açıdan derin manalar barındırmaktadır. Bu hadis, şükrün sadece Allah’a yönelik bir ibadet olmadığını, aynı zamanda insanlar arasındaki ilişkilerin de sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi için bir zorunluluk olduğunu vurgular.
Muteber hadis şarihlerinden İmam Nevevi (r.a.), “Şerhu Sahîhi Müslim”inde bu hadis hakkında geniş açıklamalarda bulunmuştur. O, hadisin mana olarak, Allah’ın verdiği nimetlerin insanlar aracılığıyla kendilerine ulaştığını ve bu vasıtalara minnet duymanın, nihayetinde nimetin asıl kaynağı olan Allah’a bir şükür olduğunu belirtir. Bir kişi, kendisine iyilik yapan bir insana teşekkür etmiyorsa, bu durum onun kalbinde nankörlüğün yer ettiğinin bir göstergesidir. Nitekim, Allah’ın verdiği sayısız nimete karşı duyulan minnettarlık ve şükür, bu nimetleri bahşeden Yüce Allah’a karşı bir vazifedir. Dolayısıyla, nimete vesile olan kuluna karşı dahi bir vefa ve teşekkür göstermeyen bir kimsenin, bu nimetleri bahşeden Rabbine karşı nasıl bir şükür içinde olabileceği sorusu akla gelir.
İbn Hacer el-Askalânî (r.a.) de “Fethu’l-Bârî” adlı eserinde bu hadisi tefsir ederken, şükrün iki yönlü olduğunu ifade eder: Biri Allah’a karşı şükür, diğeri ise kullara karşı şükürdür. Allah’a şükür, O’nun emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak ve verdiği nimetleri O’nun rızasına uygun kullanmaktır. Kullara şükür ise, iyilik yapan, lütufta bulunan kimselere karşı minnet ve teşekkürde bulunmaktır. Hadis, bu iki şükür türünün birbirinden ayrılmaz olduğunu göstermektedir. İnsanların iyiliklerine karşı duyarsız kalan bir kişinin, Allah’ın iyiliklerine karşı da aynı duyarsızlığı göstermesi muhtemeldir. Bu nedenle, küçük de olsa bir iyilik yapan kimseye “teşekkür ederim” demek, hem o kulun gönlünü hoş etmek hem de Allah’a karşı bir şükrün başlangıcı olarak kabul edilmelidir.
Bu hadis-i şerifin zikredildiği rivayetlerde, şükretmenin Allah’ın “sizi sevmesine” vesile olduğu da belirtilmiştir. Allah Teâlâ, kendisine şükreden kullarını sever ve onlara olan nimetlerini artırır. İnsanlara teşekkür etmeyen kimsenin ise, hem insanların hem de Allah’ın sevgisinden uzaklaşacağı anlaşılmaktadır.
Hadisten Çıkarılacak Dersler
Bu önemli hadis-i şeriften çıkarılacak birçok ahlaki ve dinî ders bulunmaktadır:
- Şükrün Evrenselliği: Şükür, yalnızca Allah’a karşı bir görev olmakla kalmayıp, insanlar arasındaki sosyal ilişkilerin de temel bir unsurudur. Birbirine karşı minnettarlık ve teşekkür, toplumda sevgi, saygı ve dayanışma bağlarını güçlendirir.
- Nimetin Kaynağını Bilmek: İnsanlara karşı yapılan teşekkür, nimeti yaratan ve ulaştıran asıl kaynağın Allah olduğunu unutmamak demektir. Nimetin bir vasıta ile bize ulaştığını bilmek, nimeti gönderene karşı minnet duygumuzu pekiştirir.
- Nankörlüğün Tehlikesi: İnsanlara karşı nankörlük etmek, Allah’a karşı da bir nankörlüğün işareti olarak görülebilir. Bu durum, hem dünyada hem de ahirette kişiyi olumsuz sonuçlarla karşı karşıya bırakabilir.
- Küçük İyiliklerin Değeri: Bir iyiliğin küçük veya büyük olması, teşekkür etmenin gerekliliğini ortadan kaldırmaz. En ufak bir iyiliğe dahi gösterilen teşekkür, hem o kimsenin gönlünü hoş eder hem de Allah’a karşı bir şükür vesilesi olur.
- İhlas ve Samimiyet: İnsanlara teşekkür ederken veya Allah’a şükrederken gösterilen tutumun ihlaslı ve samimi olması esastır. Gösteriş veya beklenti içinde yapılan teşekkür, amacından sapmış olur.
- Sabır ve Kanaat: Şükür, aynı zamanda sahip olunanlara kanaat etmeyi ve daha fazlası için sabırlı olmayı da içerir. Verilen nimetlere teşekkür eden kişi, elindekilerle yetinmeyi öğrenir ve imtihanlara karşı daha dirençli olur.
- Allah Sevgisi ve Muhafazası: İnsanlara teşekkür eden kişi, Allah’ın kendisinden razı olacağını bilir. Bu bilinçle hareket etmek, Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmaya vesile olur.
Sonuç olarak, “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez” hadisi, İslam ahlakının temel taşlarından birini oluşturmaktadır. Bu hadis, müminleri hem kendi nefisleri hem de toplumları açısından hem manevi hem de ahlaki bir sorumluluğa çağırmaktadır. İnsanlara karşı duyulan minnettarlık ve teşekkür, Allah’a karşı olan şükrümüzün bir aynasıdır ve bu iki durum birbirinden asla ayrılmamalıdır.