Kim Bir İyiliğe Vesile Olursa Onu Yapan Gibidir

Kim Bir İyiliğe Vesile Olursa Onu Yapan Gibidir Hadis-i Şerifi ve İçerdiği Hikmetler

İslam dini, bireylerin hem kendi iyilikleriyle hem de başkalarını iyiliğe teşvik ederek toplumsal huzuru ve manevi gelişimi sağlamasını hedefler. Bu yüce gayenin temel taşlarından biri de, bir iyiliğin meydana gelmesine aracılık eden kimsenin, o iyiliği bizzat yapan kişiyle aynı sevabı kazanacağı prensibidir. Bu prensip, Müslümanlar arasındaki dayanışmayı, yardımlaşmayı ve hayırda yarışmayı teşvik eden mühim bir ilkedir.

Hadis-i Şeriflerin Metinleri ve Ravileri

Bu konuya ışık tutan en önemli hadis-i şeriflerden biri, Ebu Hureyre radıyallahu anh’tan rivayet edilen şu hadistir:

“Kim hayırlı bir işe öncülük ederse, ona o işi yapanların sevabı kadar sevap verilir. Kim de kötü bir işe öncülük ederse, ona da o işi yapanların günahı kadar günah yüklenir.”

Bu hadis-i şerif, Müslim’in Sahih’inde (Kitabu’l-İmâre, Bâb: Men Sene Sünneten Hasenetev ve Men Sene Sünneten Seiyye ten) ve Tirmizi’nin Sünen’inde (Kitabu’l-Kader, Bâb: Men Sene Sünneten Hasenetev ve Men Sene Sünneten Seiyye ten) farklı lafızlarla nakledilmiştir. Tirmizi, bu hadisi hasen-sahih olarak nitelendirmiştir.

Konuyla ilgili diğer bir rivayet ise, Câbir bin Abdullah radıyallahu anh’tan gelmektedir. Bu rivayette ise şöyle buyrulmaktadır:

“Her kim, Müslümanlar arasında (insanların faydalanacağı) bir adet ihdas edip de, kendisinden sonra o adetle amel olunursa, o kimse için o amelde bulunanların sevabı kadar sevap vardır ve o kimsenin sevabından hiçbir şey eksilmez. Her kim de (insanların zarar göreceği) bir adet ihdas edip de, kendisinden sonra o adetle amel olunursa, o kimse için o amelde bulunanların günahı kadar günah vardır ve o kimsenin günahından hiçbir şey eksilmez.”

Bu hadis de Müslim’in Sahih’inde (Kitabu’z-Zekât, Bâb: Men Sene Sünneten Hasenetev ve Men Sene Sünneten Seiyye ten) ve Nesai’nin Sünen’inde yer almaktadır.

Bu hadis-i şerifler, iyilik ve kötülükte öncülük etmenin birey üzerindeki manevi sorumluluğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Hadislerin Şerhi ve Açıklaması

Bu hadis-i şerifler, İslam akidesinin temel bir prensibini teşkil eden “iyilik ve kötülüğe aracılık etme” meselesini aydınlatmaktadır. İyiliğe vesile olmak, sadece bizzat bir iyilik yapmakla sınırlı kalmayıp, başkalarını iyiliğe teşvik etmek, onlara iyilik yapma yollarını göstermek, bu konuda örnek olmak ve hatta bir iyiliğin gerçekleşmesi için gerekli ortamı hazırlamak gibi pek çok şekli kapsar.

İmam Nevevi rahmetullahi aleyh, bu hadislerin şerhinde genel olarak şu hususlara dikkat çekmiştir: Bir kimse, güzel bir işe insanları teşvik eder, onlara bir hayır yolunu gösterir, bir iyilik için bir vesile hazırlarsa ve bu vesile ile bir başkası o iyiliği işlerse, ilk teşvik edenin de o işi yapan kimse kadar sevabı olur. Bunun sebebi, onun o iyiliğin gerçekleşmesindeki rolü ve katkısıdır. Tıpkı bir tohum ekip filizlenmesine vesile olan kimsenin, o mahsulden pay alması gibi.

Aynı şekilde, kötülüğe öncülük etmek veya bir kötülüğün yayılmasına vesile olmak da büyük bir vebaldir. Bir bid’at ortaya atıp başkalarını ona davet etmek veya bir haramın işlenmesine zemin hazırlamak, bu kötü ameli işleyenlerin günahlarına ortak olmak anlamına gelir. Bu, günahların katlanarak artmasına sebep olabilir.

İbn Hacer el-Askalani rahmetullahi aleyh ise Fethu’l-Bârî şerhinde, bu hadislerin lafızlarındaki farklılıkları ele alırken, “sünnet ihdas etmek” kavramının hem hayırlı hem de şerli olabileceğine işaret eder. Hayırlı sünnet ihdas etmek, insanları Allah’a yaklaştıran, faydalı olan güzel adetler ve uygulamalar başlatmak iken; şerli sünnet ihdas etmek ise insanları Allah’tan uzaklaştıran, zarar veren kötü adetler ve uygulamalar başlatmaktır. Önemli olan, başlatılan uygulamanın neticesinde ortaya çıkan sonuçtur.

Kuran-ı Kerim’de de bu prensibi destekleyen ayetler bulunmaktadır. Nahl Suresi’nin 25. ayetinde şöyle buyrulur:

“Kendilerine (yapmış oldukları) kötülükler gösterilecek ve Allah’ın kullarına hiçbir şey yapmaksızın zulmetmiş oldukları halde hem kendi günahları hem de (kötülüğe saptırdıkları) kimselerin günahlarının bir kısmı, onlara yüklenecektir. Dikkat edin, yüklendikleri ne kadar kötüdür!”

Bu ayet, bir başkasını günaha sokan kimsenin de o günahın sorumluluğunu taşıyacağını açıkça ifade etmektedir.

Hadislerden Çıkarılacak Dersler

Bu hadis-i şeriflerden çıkarılacak pek çok önemli ders bulunmaktadır:

  • İyilikte Yarışma Teşviki: Hadisler, Müslümanları sadece kendi iyilikleriyle sınırlı kalmayıp, başkalarını da iyiliğe teşvik etmeye, hayır hasenat konusunda öncü olmaya ve iyiliğin yayılması için çaba göstermeye teşvik eder. Bir cami yapımına destek olmak, bir talebeye burs vermek, bir ilim meclisi kurmak, sadaka vermeye teşvik etmek gibi eylemler, bu kapsama girer.
  • Kötülükten Kaçınma ve Engelleme Sorumluluğu: Aynı şekilde, kötülüğe karşı da duyarlı olmak ve bu tür davranışları yaymaktan kaçınmak büyük önem taşır. Birinin harama yönelmesini engellemek, kötü alışkanlıkları olanlara iyilik yolunu göstermek de bu sorumluluğun bir parçasıdır.
  • Büyük Manevi Kazanç İmkanı: İyiliğe vesile olmak, bireyin manevi amel defterine sürekli sevap yazılmasına vesile olan bir durumdur. Bu, insanların iyilik potansiyelini maksimize etmeleri için önemli bir fırsattır.
  • Toplumsal Sorumluluk Bilinci: Bu hadisler, bireyin sadece kendi nefsinden sorumlu olmadığını, aynı zamanda toplumdaki diğer fertlerin iyiliği ve kötülüğü üzerinde de bir etkisinin olduğunu vurgular. Bu da toplumsal bir sorumluluk bilinci oluşturur.
  • Örnek Olmanın Önemi: Hadisler, bir kimsenin hayırlı bir işe öncülük etmesinin, aynı zamanda başkaları için güzel bir örnek teşkil ettiğini de ima eder. İnsanlar, gördükleri ve duydukları iyiliklerden etkilenir ve bu doğrultuda hareket etme eğiliminde olabilirler.
  • Niyetin Önemi: Bir iyiliğe vesile olmanın sevabı, niyetin samimiyetine ve kişinin bu yöndeki gayretine bağlıdır. Başkalarını iyiliğe teşvik ederken gösterilen içtenlik ve samimiyet, sevabın katlanmasına vesile olacaktır.

Sonuç olarak, “Kim Bir İyiliğe Vesile Olursa Onu Yapan Gibidir” prensibi, İslam’ın toplumsal dayanışma ve karşılıklı iyilik anlayışının somut bir yansımasıdır. Bu prensip, Müslümanları sadece bireysel ibadetleriyle değil, aynı zamanda toplumsal fayda sağlayan eylemleriyle de Allah’ın rızasını kazanmaya teşvik eder.